11/5/2008 · Kategori: siirler

İkona Kılıcı / Zeynep Arkan

Bastıkça kayıyor sağlam değil zemin

Kırık dökük, tuzla buz, yerle yeksan

Adımına dikkat et yerleri ıslatan

Su değil kan, su değil kan

 

Kim bir kıymık ararsa bulacak içimizde

İyilikten bir parça, kötülükten bir zerre

Bulacak

Aradığını aramaktan vazgeçen de

 

Bakanlar görecek kaç takkeden kel görünür

-Hangi bağın üzümleri şarap olmaz bilinir-

Aramızdan çıksa da bir dilin kırılmış beli

Olmayacak bir yalanın hakiki tesellisi

Bir bombanın karşılığı gelmeyecek

Bir dayağın, bir küfürün

Biz gittiğimizde bitmiş olur her düğün

 

Böğre gelmiş kaç yumruk geri dönmüş ki

Biz dönelim boşluğun yankısına

Kaç cümleyi yuttuysak tok karnına

Ne kadar yürüdüysek tökezlemiş ayakla

Değişmedi ne ahenk, ne niyetler, ne devran

Kulbu kopan, gözü dönen, geri viteste giden

Bozuk saat, akan musluk, nasırlı topuk

Kanlı biftek, soslu ördek, çiğ tavuk

Kim neye razı ise, tabağına o gelir 

 

Hatırlayın, eskimiş numaranın can daraltan tadını:

Bir taklada Taklamakan baklavası

İki dakkada bakkalın baldızının adını

Üç adımda dört adamı haklamanın püff noktası…

Ama neye yarar daha fazla kadının

Rüyalarına giremeyen dehanız

Tek nefeste bitiş düdüğünü çalamayan ölüler

Neye yarar bunca söylev, bunca kriz, bunca bun

Bir gram izzet, bin gram nefis

Çok ucuza gidiyor Seyşeller’in kirazı.

 

                Dergâh Dergisi / Nisan-2008

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

10/5/2008 ·

Scarborough Fair

Marianne Faithfull'un bu baladı çok zaman önce söylediğini eklememe gerek yok sanırım. Lucy Jordan Baladı'ndan çok önce belki de. Eski bir Amerikan ezgisi olan şarkıda geçen diyalogların hikayesini ilginç bulduğum için aktarmak istedim. Sağolasın Wiki.

 

Bu şarkı genç bir adamın hikayesini anlatır. adam, dinleyicisinden eski sevgilisine bir mesaj göndermesini ister. eski sevgilisinin iğne iplik değmemiş bir gömlek dikmek ve bunu kurumuş bir kuyunun suyuyla yıkamak gibi bir dizi imkansız görev yapmasını istemektedir, bu görevleri yapabilirse o kadına geri dönecektir. şarkı genellikle düet olarak söylenir, adamın istediği bu imkansız görevlere karşılık kadın da önce erkeğin bir dizi imkansız görevi başarmasını ister; eğer erkek kadının isteği bu imkansız görevleri yerine getirirse kadın da ona iğne iplik değmeden yapılmış gömleği verecektir (kendi görevlerini yerine getirecektir).

sözleri şöyledir:

(birlikte)

are you going to scarborough fair? (scarborough pazarına mı gidiyorsun? )
parsley, sage, rosemary and thyme, (maydonoz, adaçayı, biberiye ve kekik)
remember me to one who lives there, (orada yaşayan biri var, beni hatırlat ona)
for she/he once was a true love of mine. (çünkü o bir zamanlar benim gerçek aşkımdı)

(erkek)

tell her to make me a cambric shirt, (ona de ki bana patiskadan bir gömlek diksin)
parsley, sage, rosemary and thyme, (maydonoz, adaçayı, biberiye ve kekik)
without any seam nor needlework, (üzerinde hiçbir dikiş olmayan, iğne iplik değmemiş)
and then she'll be a true love of mine. (ondan sonra yine benim gerçek aşkım olacak)

tell her to wash it in yonder dry well, (ona de ki bu gömleği kurumuş bir kuyuda yıkasın)
parsley, sage, rosemary and thyme, (maydonoz, adaçayı, biberiye ve kekik)
which never sprung water nor rain ever fell, (bu kuyuya ne bir kaynaktan su gelmiş ne de yağmur damlamış olsun)
and then she'll be a true love of mine.(ondan sonra yine benim gerçek aşkım olacak)

tell her to dry it on yonder thorn, (ona de ki öyle bir çalılıkta kurutsun gömleği ki)
parsley, sage, rosemary and thyme, (maydonoz, adaçayı, biberiye ve kekik)
which never bore blossom since adam was born, (o çalılık ademle havvadan beri hiç çiçek açmamış olsun)
and then she'll be a true love of mine.(ancak o zaman benim gerçek aşkım olacak)

ask her to do me this courtesy, (de ki bu iyiliği yapsın bana)
parsley, sage, rosemary and thyme, (maydonoz, adaçayı, biberiye ve kekik)
and ask for a like favour from me, (ve o da benden birşey istesin)
and then she'll be a true love of mine.(ancak o zaman benim gerçek aşkım olacak)

(birlikte)

have you been to scarborough fair? (scarborough pazarına gittin mi?)
parsley, sage, rosemary and thyme, (maydonoz, adaçayı, biberiye ve kekik)
remember me from one who lives there, (orada yaşayana beni hatırlat)
for she/he once was a true love of mine.(ancak o zaman benim gerçek aşkım olacak)

(kadin)

ask him to find me an acre of land, (ona de ki bana bir dönüm toprak bulsun)
parsley, sage, rosemary and thyme, (maydonoz, adaçayı, biberiye ve kekik)
between the salt water and the sea-strand, (ama bu toprak tuzlu suyla deniz kıyısı arasında olsun)
for then he'll be a true love of mine.(ancak o zaman benim gerçek aşkım olabilir)

ask him to plough it with a lamb's horn, (ona de ki bu toprağı bir kuzunun boynuzuyla sürsün)
parsley, sage, rosemary and thyme, (maydonoz, adaçayı, biberiye ve kekik)
and sow it all over with one peppercorn, (ve bütün toprağı tek bir mısırla eksin)
for then he'll be a true love of mine.(ancak o zaman benim gerçek aşkım olabilir)

ask him to reap it with a sickle of leather, (ona de ki ekini deri bir orakla biçsin)
parsley, sage, rosemary and thyme, (maydonoz, adaçayı, biberiye ve kekik)
and gather it up with a rope made of heather, (ve harmanı tüyden yapılmış bir iple bağlasın)
for then he'll be a true love of mine.(ancak o zaman benim gerçek aşkım olabilir)

when he has done and finished his work, (bu işleri yapıp bitirdiğinde)
parsley, sage, rosemary and thyme, (maydonoz, adaçayı, biberiye ve kekik)
ask him to come for his cambric shirt, (gelsin dikişsiz gömleğini alsın)
for then he'll be a true love of mine.(ancak o zaman benim gerçek aşkım olabilir)

(birlikte)

if you say that you can't, then i shall reply, (eğer yapamam dersen, sana derim ki)
parsley, sage, rosemary and thyme, (maydonoz, adaçayı, biberiye ve kekik)
oh, let me know that at least you will try, (en azından denediğini bileyim)
or you'll never be a true love of mine. (yoksa asla gerçek aşkım olamazsın)

love imposes impossible tasks, (aşk insana imkansız görevler verir)
parsley, sage, rosemary and thyme, (maydonoz, adaçayı, biberiye ve kekik)
but none more than any heart would ask, (ama bu görevlerin hiçbiri, bir kalbin istediklerinden fazla değildir)
i must know you're a true love of mine. (benim gerçek aşkım olduğunu bilmek zorundayım)

                                                                                              

 

 

 

 

 

Yorum (0) Yorum yaz!

10/5/2008 · Kategori: sairler

Bachmann'dan İki Şiir

 
SÜRGÜN
 
Bir ölüyüm ben, dolaşıp duran 
artık hiçbir yerde kaydım yok 
bilinmiyorum mülki amirin görev yerinde 
sayı fazlasıyım altın kentlerde 
ve yeşeren taşra yörelerinde. 
 
Vazgeçilmişim çoktan 
ve hiçbir şeyle anımsanmamışım. 
 
Yalnızca rüzgârla ve zamanla ve sesle 
 
ben insanlar arasında yaşayamayan 
 
Ben Almanca diliyle 
çevremde kendime mesken 
edindiğim bu bulutla 
bütün dillerde sürüklenmekteyim. 
 
Nasıl da kararıyor bulut 
yağmurun tonları da koyulaşmakta 
çok azı yağıyor 
 
O zaman bulut ölüyü daha aydınlık bölgelere taşıyor.
 
                    Ingeborg BACHMANN
                    Çeviren: Ahmet CEMAL
 
 
 
 
 
         ELBET ANLAMI OLABİLİRDİ
 
Elbet anlamı olabilirdi: geçip gitmekteyiz dünyadan,
sormamışlar gelirken, çekilmeliyiz şimdi yavaştan.
Ama konuşmamıza karşın, birbirimizi anlamadan
ve karşımızdakinin ellerine bir an bile ulaşamadan,
 
 
Yıkım bu işte: Çıkamayacağız bu sınavdan.
Denemek bile kalkılmaz bir şey altından,
ve bir çarmıh dikilmiş, kendimizi tanıyamadan,
yalnızlığımızda, silinip gidelim diye dünyadan.
 
                                     Ingeborg BACHMANN
                                     Çeviren: Ahmet CEMAL
 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

9/5/2008 · Kategori: sairler

DÜELLO / Ülkü Tamer

 

Yenilirsem yenilirim, ne çıkar yenilmekten?
Seninle çarpışmak kişiliğimi pekiştirir benim.
Ayak bileklerime kadar bu deredeyim işte,
Yerin yassı taşları tabanımın altında,
Alnımda birleşmekte güneşin raylarından
Hışırtıyla geçen kartalların sesleri.
Unuttuğum bir bitkinin yaprakları gibi
Göğsüme değerse kurşunların, ne çıkar?
 
Bilmem nişancılığı, tabanca kullanmadım;
Ama karşıma alıp seni horoz düşürmek de,
Seni vuramamak da yüreğimi pekiştirir benim.
Ölürsem güzel bir ölü olurum,
Saçlarıma yuva kurar bir anda kirpiler,
Kar, örtmeye kalkışır gökkuşağını,
Ve onurlu, yoksul böceklerin gazetecisi
Ben gülümserken resmimi çeker.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

9/5/2008 ·

Ne Ala Memleket!

 

 

 

Husnu Gursel fotoğraflarına rastladım bu akşam. Fotoritim dergisi Nisan 2008 sayısında bir de söyleşi var. Çok hoş. Necati Mert'in deyimiyle "sakin, ağırbaşlı, alçakgönullu, çelebi fotoğraflar", aynı olgunluktaki birer Husnu Gursel gibi.

Fotoğraflara bakarken Tozlu Camiinin 17 Ağustos sonrasındaki halini yeniden seyredince içimi kaplayan hissi ifade edemem. Çok şeyi değiştiren depremin neleri alıp göturduğunu yeniden hatırladım. Hiçbir şey "tıpkı eski gunlerdeki gibi" olmadı. Tam dokuz yıl olmuş. Çok yavaş fakat çok köklu değişiklikler hala devam ediyor. Kimse eski yerinde değil, tanıdığım...

Şimdi unutmuş olmak, bir zaman onlardan haberdar olduğumuzu geçerli kılar mı? Bilmiyorum.

Yorum (0) Yorum yaz!

29/4/2008 · Kategori: sairler

Sarı Saltuk Destanı'ndan

at üstüne eğer vurdum ayak attım sefer sordum
yolunuz açık dediler sarı saltuk ile sohbete geldiler
karıncaya iz veren her bir kuşa söz veren
gidiş gelişe hayırdan soran elbet güzeli bulacak
aldığı verdiği ile özünde kalacak dedi
sarı saltuk adın bilen ile dostluğunu kuranlara selamın iletti

her yiğit güçlüğe göğüs verir
her yiğit güçlüğü yendikte müjdesini alır dedi sarı saltuk
gözden

sözden

hazdan bulduğu ile sevgisini dağıttı, bilgisini eğitti.

 

dosta selam diyelim akan suya destimizi koyalım
aldığınca dolduralım gücümüzce kaldıralım dileyene verelim
yeniden doldururuz dedi
ayağından başına yol örtüsüne bürünen sarı saltuk sözü aldı
bindiğim at getirir bildiğim söz bildirir
handa dursam hancı aşımı getirir
duman gelse gözüm toprakta kalsa
günün yorumu kayguları gönüllerden uzaklaştırır dedi
sarı saltuk selamladı
kavgayı dağdan taştan gelen bilir
taşlar ile çalılar ile savaşı olur güzeli seyirde bulur dedi
sarı saltuk sözü aldı
iğde dalı verimlidir çiçeğinde güzellik sorunludur
miyyar mı var diyene sözümüz kendi kendini bulmakla zorunludur
iğdenin çiçeğini tütsü yakıp yaksınlar
kuyuya söz edenler dönüp deryaya baksınlar
yemenden sözü aldık yar adına size verdik dedi.
 
sarı saltuk der ki
girdiğin her savaşın bil ki sonu barıştır
dünya geldiğin halde gidişi ile bir karıştır
aldığın bilgi verdiğine yarıştır

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

27/4/2008 · Kategori: meger

mum ışığında atlas

Öğleden sonra çıkan fırtına akşamüstü iyice sertleşip elektrikler kesilince mum ışığı altında elime yeniden aldım Puslu Kıtalar Atlası’nı. Aslında tam da mum ışığında okunacak bir kitapmış. Çağrıştırdığı her şey mum ışığında ikiye katlandı, verdiği tatlı heyecan daha bir güzel oldu.  Finale doğru özellikle Ebrehe’nin ölüme giderken yaptığı veda konuşmasını yeniden hatırlamak için:

 

“ Sana gelince Bünyamin, senin Uzun İhsan Efendi’nin oğlu olduğunu ta baştan beri bildiğimden eminsindir muhakkak. Aradığım kişinin sen olduğunu, daha benim hayatımı kurtardığın gün anlamıştım. “Para” sendeydi, koynunda sakladığın o garip kitabın arasında. Şaşırma! Bundan da haberim var. Sen geceleri uyurken odana girdiğimde fark ettim. Evet, odana da girdim. Uyanmana imkan yoktu. Çünkü içtiğin kahvelerde sana derin bir uyku verecek eczalar vardı. Uyurken seni uzun uzun seyrettim. Yüzünün asıl halini düşledim. Babana benziyordun.

Sana karşı hissettiklerimi anlatmama imkan yok. Bir duygu, anlaşılamıyorsa, duygu değildir zaten. Seni ta baştan öldürebilir ve “para”yı alabilirdim. Ama bunu yapmak istemedim. Çünkü nasıl olsa elimdeydin ve benim için nerdeyse o para kadar değerliydin. Sanki kasıtlı olarak karşıma çıkarılmıştın. Bu yüzden seni yakından incelemek istedim. Böylece güçsüzlüğün ve silikliğin ne olduğunu öğrenme fırsatı buldum. Aynı zamanda gücün ve her turlu iktidar tutkusunun da ne kadar büyük erdemsizlik olduğunu da bu sayede gördüm. Hayatta kalabilmek için bizler kadar çaba göstermiyordun. Yokedilmeye belki çoktan razıydın. Senin amacın varlığını sürdürmek değil de sanki bambaşka bir şeydi. Sen bir şahittin. Evet, artık bundan eminim. Kesinlikle bir kahraman değildin. O küstahça sözlerini de sanki biri kulağına fısıldıyor ve benimle adeta alay ediyordu. Sanki benim, onların ve herkesin başına gelen bütün şeyler, senin görmen, öğrenmen içindi. Güçsüz biri olan sen, her çeşit iktidarın sahibi olan benim üzerimdeydin. Çünkü olaylara müdahale etmeden hepimizi gören, seyreden sendin. Seni ezdiğimizde ağlıyordun. Güçsüzlük belirtisi olarak yorumlanabilen bu şey aslında senin yaşamındı. Oysa biz taşlar kadar güçlü, bir o kadar da cansızdık. “

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

25/4/2008 · Kategori: ciddi ciddi

YEr yER

* Aslı Serin, Bu Benim.Zip adlı kitabıyla “2007’nin En İyi İlk Şiir Kitabı” soruşturmasıyla  Arkadaş Zekâi Özger şiir ödülünü kazandı.  

 

* Gülce Başer’in Bir Delinin Gülcesi ( Yasakmeyve yay.) ve Mehmet Öztek’in Ben Google Değilim (Pan Yay.)  üç harften oluşan ve son günlerin beğendiğim kitap isimlerinden.

 

* Evet, bu ayın en iyi şiiri Ahmet Güntan ’ın  “Hayır” şiiri. (Heves, 17)

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »