Göğe Çakılmak
Biraz kıyıdan bakınca görünen çok şey var. Gördüğünü sananların yanılgısı da buna dahil. Belki ben de dahilim buna. Fakat aynı görüntüye baktığımız insanların tertemiz gördüğü “şey”deki çapakları, su değmemişliği gördüğümde bunun devam etmemesi için gözlerimi kapatmak yerine ovuşturuyorum. İnanın her şey daha berrak. Tüm çirkinliğiyle. Gözlerim de çirkinleşiyor. Hani bir cüretle söylenmiş şeyler var ya “arınırken kirletmek” babından. Aklım almıyor. Kime yamansam da kurtulsam göğe çakılmaktan?
Kimseye yamanmak değil mesele, göz önündeki ittifaklarla gizil anlaşmalar arasında fark yok çünkü. Ne bir davette ne de bir def edişte yokum. Sinsice ve iflah olmaz bir kötülük, çadırıma dalarsa ancak kısa bir süre için orada kalabilir. Yine de o çirkeflik içerdeyken çadırdan dışarı çıkmak hiç de aptalca değil. Çadır sınırsız büyüklükte olsa bile. O çadır namevcut bir gökyüzünde açılmış olsa bile.
Ama namevcut bir gökyüzü için elimizde avucumuzda ne varsa vermişsek, onu kolay kolay terk etmemeliyiz. İçinde top koşturup, çember çevirdiğimiz, çatısına bağdaş kurduğumuz o göksel tahttan bizi kim indirebilir? O bulutsu sarhoşluğu peşimizdeki her açgözlünün, her menfaatperestin suratına çalmalıyız. “Burası benim gökyüzüm, hadi naş!!” diyebildiğimiz surece bizi özgür kılacak bir gökyüzü bu.
Yine de kimse kimseyi sahip olduğu gökyüzünden çıkaramaz. Kimse de beni bu baş döndürücü göğümden kovamaz. Onun çatısını ben çatmışım, bir kulübe ya da bir gökdelen kurmuşum, kime ne? Pencerelerini aşkla bağlı olduğum genişlikte açtıysam, içeriye kimseyi almamışsam kime ne? Sizin göğünüze, her gün üstüne nur yağan evlerinize sığamamışsam da beni kurban edemeyeceksiniz, şer dillerinize dolayıp ruh hastalıklarınızın hasadını bu gökten biçemezsiniz.
Herkesin göğü kendine, hadi naş!
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazılmıştır