2/1/2009 · Kategori: siirler

acıyor / uyar

"
...
Yazık sevgime diyor birisi
Güzel gözlü bir çocugun bile
O kadar korunmus bir yazı yoktu
Ne denmelidir bilemiyorum
Sevgim aciyor
Gemiler gene gelip gidiyor
Daglar kararip aydinlanacaklar
Ve o kadar

Tavrim bir seyi bulup cosmaktir
Sonbahar geldi hüzün
Kis geldi kara hüzün
Ey en akıllı kişisi dünyanın
Bazen yaz ortasında gündüzün
Sevgim aciyor
Kimi sevsem
Kim beni sevse"

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

19/11/2008 · Kategori: siirler

mem u zin

"zin bı fındera dı peyive (zin muma sesleniyor)

dem,şem'e dı kır jıbo xwe demsaz (bazen mumu ederdi kendine muhattap)
ki:ey hemser u hemnışın u hemraz ("ey sır ve oturma arkadaşım,baş arkadaşım)
herçendı bı sohtıne wekı mın (gerçi yanmak yönünden benim gibisin sen)
emma ne bı gotıne wekı mın (fakat konuşma yönünden benim gibi değilsin)
ger şıbhete mın te jı bı gota (eğer sen de benim gibi söyleseydin)
de mın bı xwe dıl qewi ne sohta (benim de gönlüm fazla yanmazdı)
derde mın u te jı yek bı ferqe  (benimle senin derdin farklıdır)
ew ferqe jı xerbe ta bı şerqe  (o fark doğudan batıya kadardır)
meşrıq tuyı,agıre te zahırsen  (doğusun ateşin görünüştedir)
mexrıb ez,u batıne mın agır  (batı da benim, içim ateştir)
daim dı sojıt me rışteye can  (her zaman yanıyor canımızın damarı)
te na sojıtın bı xeyre ezman  (senin ise bazı vakitlerden başka yanmaz)
pehtı me lı ser,dı dıl perenge  (benim başımda alevler,gönlümde köz var)
cane me dıgel perenge cenge  (canım o közle savaştadır)
şewqek te lı ser seri diyare  (senin başının üstünde ışık var)
sewdayeki serseri dı bare  (ondan serseri bir sevda yağıyor)
ew şewq jıbo tera zımane  (o ışık senin için dildir)
ev pehti jıbo mera ziyane  (benim başımdaki alev ise zarar verir bana)
pehta jı dıle me dayı ser ser  (benim gönlümden başıma vuran alev)
hukmje dı ketın lı baye serser  (şiddetli rüzgara hükmeder)
her çendi bı şev dı minı bıdar  (gerçi geceleri uyanıksın sen)
sıbhan dı nivi heta vı evar  (ama sabahtan akşama da uykudasın)
evar u seher bı roj,eger şev (akşamdan şafağa,günden geceye)
ez her dı sojım wısa lı ser hev  (hep yanarım ben")

mem bı dicle'ra dı peyive (mem dicle'ye sesleniyor)

naçar ı jı heyşete dı çu dur (mem çaresiz insanlardan uzağa giderdi)
hemder ı dı bu dıgel şete kur (derin nehirle hemdert olurdu)
ki: ey şıhbete eşke mın rewane ("ey benim gözyaşlarım gibi dökülen nehir)
be sebr u sıkuni,aşıqane (ey aşıklar gibi sabırsız ve sukunetsiz nehir)
be sebr u qerar u be sıkuni (sabırsız kararsız ve sükunetsizsin)
yan şıbhete mın tu ji cinuni? (yoksa sen de benim gibi deli misin?)
qet nıne jıbo tera qerarek (senin için hiçbir karar kılmak yok)
xalıb dı dıle teda nayarek (galiba senin de gönlünde bi yar var)
her kehze te jı çı tete bıre? (her an senin de hatrına ne gelir?)
sergeşte dı bı lı rex cizır'e? (ki böyle cizre'nin yanıbaşında coşuyorsun?)
ev şehreye ger jıbo te mehbub (eğer bu şehirse senin sevgilin)
hasıl geriyaye bo te metlub (işte elde etmişsin arzunu)
daim dı dıle tedane menzil (her zaman koynundadır bu konaklar)
deste te lı gerdane hemail (kollarını dolamışsın gerdanına)
heja jı xwede tu fıkre na ki  (hala allah'tan korkmuyorsun da)
her roji hezare şıkre na ki (her gün binlerce şükretmiyorsun da)
ev çende dı ki hawar u gazi (bunca feryad figan ediyorsun)
edı çı mıradeki dıxwazi? (artık ne murad istiyorsun?)
behude çıra dı ki tu feryad? (boş yere niye feryad ediyorsun)
aware dı çı diyare bexdad (avare avare bağdat diyarına gidiyorsun)
ger ez bı gırım we ger bı nalım (ben ağlarsam,inlersem eğer)
wer ez bı mırın we ger bı kalım (ben ölürsem sızlarsam eğer)
herçı weku ez bı kım rewaye (her ne yaparsam ben revadır)
maquli jıbo mera fenaye (benim için mantıklı yol,yok olmaktır)
carek lı dıle mı jı guzer ke (benim gönlümün içinden de geç bir kez)
serçeşmeye çeşme mın nezer ke  (gözlerimin baş pınarına bak bir kez)
derde dıle mın ku be dawaye  (gönlümün derdi neden dermansızdır)
çeşme tere mın çıma ceraye  (ıslak gözlerimin macerası nedir)
diwaneme mın peri bı der da  (divane oldum ben periyi elden kaçırdım)
ez dicle'me zenbere me ber da  (dicleyim ben zenbereği bıraktım)
westani u nergızi u seqlan  (dicle kıyısındaki yer isimleri)
derwaze u omeri meydan  (dicle kıyısındaki yer isimleri)
van seyregehan tu le dı kı geşt  (sen oralarda dolaşıyorsun)
ez mem'e jıbo mıra der u deşt   (tek başıma kaldım burda bu
ovalarda)"

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

9/11/2008 · Kategori: siirler

şehirden

"...
 şehirden bir çocuk olarak şurda burda
 bir sabuntozu markasında köpürerek
 çınarın tutsaklığını
 ve menekşenin tutsaklığını
 ve menekşenin sevincini yaşa.
..."

T.U.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

4/11/2008 · Kategori: siirler

ARgo / Özdemir Asaf

ağacı sevecektiniz,
yoldunuz, dal bırakmadınız...
yılına al bırakmadınız,
yemişini yiyecektiniz.

kadını sevecektiniz,
aldınız, ver bırakmadınız...
seviye yer bırakmadınız,
ona ben değil, sen diyecektiniz

bulunurken zamanla,
küçüldünüz zamanla,
arıları kovdunuz dumanla,
kovanda bal bırakmadınız.

sobayı söndürdünüz,
ısıyı oldurdunuz,
hava basıp üfürdünüz,
mangalda kül bırakmadınız.

parayla yamalı bohça'da,
kapanık, dar bir açıda,
o canım ikili bahçede
bir renk, bir gül bırakmadınız.

bir eliniz vardı, bir cebiniz,
başınıza vurdu keliniz,
alıp sattınız hepiniz,
depoda mal bırakmadınız.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

18/9/2008 · Kategori: siirler

SİS

 En tutkulu sevdaların sonu gibi bir İstanbul şiiri bu.




SİS

Sarmış ufuklarını senin gene inatçı bir duman,
beyaz bir karanlık ki, gittikçe artan
ağırlığının altında herşey silinmiş gibi,
bütün tablolar tozlu bir yoğunlukla örtülü;
tozlu ve heybetli bir yoğunluk ki, bakanlar
onun derinliğine iyice sokulamaz, korkar!
Ama bu derin karanlık örtü sana çok lâyık;
lâyık bu örtünüş sana, ey zulümlér sâhası!
Ey zulümler sâhası... Evet, ey parlak alan,
ey fâcialarla donanan ışıklı ve ihtişamlı sâha!
Ey parlaklığın ve ihtişâmın beşiği ve mezarı olan,
Doğu’nun öteden beri imrenilen eski kıralıçesi!
Ey kanlı sevişmeleri titremeden, tiksinmeden
sefahate susamış bağrında yaşatan.
Ey Marmara’nın mavi kucaklayışı içinde
sanki ölmüş gibi dalgın uyuyan canlı yığın.
Ey köhne Bizans, ey koca büyüleyici bunak,
ey bin kocadan artakalan dul kız;
güzelliğindeki tâzelik büyüsü henüz besbelli,
sana bakan gözler hâlâ üstüne titriyor.
Dışarıdan, uzaktan açılan gözlere, süzgün
iki lâcivert gözünle nekadar canayakın görünüyorsun!
Canayakın, hem de en kirli kadınlar gibi;
içerinde coşan ağıtların hiç birine aldırış etmeden.
Sanki bir hâin el, daha sen şehir olarak kuruluyorken,
lânetin zehirli suyunu yapına katmış gibi!
Zerrelerinde hep riyakârlığın pislikleri dalgalanır,
İçerinde temiz bir zerre aslâ bulamazsın.
Hep riyânın çirkefi; hasedin, kârgüdmenin çirkeflikleri;
Yalnız işte bu... Ve sanki hep bunlarla yükselinecek.
Milyonla barındırdığın insan kılıklarından
Parlak ve temiz alınlı kaç adam çıkar?

Örtün, evet ey felâket sahnesi... Örtün artık ey şehir;
örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahbesi!
Ey debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar;
Kaatil kuleler, kal’ali ve zindanlı saraylar.
Ey hâtıraların kurşun kaplı kümbetlerini andıran, câmîler;
ey bağlanmış birer dev gibi duran mağrur sütunlar ki,
geçmişleri geleceklere anlatmıya memurdur;
ey dişleri düşmüş, sırıtan sur kafilesi.
Ey kubbeler, ey şanlı dilek evleri;
ey doğruluğun sözlerini taşıyan minâreler.
Ey basık tavanlı medreseler, mahkemecikler;
ey servilerin kara gölgelerinde birer yer
edinen nice bin sabırlı dilenci gürûhu;
“Geçmişlere Rahmet! ” diye yazılı kabir taşları.
Ey türbeler, ey herbiri velvele koparan bir hâtıra
canlandırdığı halde sessiz ve sadâsız yatan dedeler!
Ey tozla çamurun çarpıştığı eski sokaklar;
ey her açılan gediği bir vak’a sayıklıyan
vîrâneler, ey azılıların uykuya girdikleri yer.
Ey kapkara damlariyle ayağa kalkmış birer mâtemi
sembole eden harap ve sessiz evler;
ey herbiri bir leyleğe yahut bir çaylağa yuva olan
kederli ocaklar ki, bütün acılıklariyle somutmuş,
ve yıllardır tütmek ne... çoktan unutulmuş!
Ey mîdelerin zorlaması zehirinden ötürü
her aşâlığı yiyip yutan köhne ağızlar!
Ey tabi’atin gürlükleri ve nimetleriyle dolu
bir hayata sâhip iken, aç, işsiz ve verimsiz kalıp
her nâmeti, bütün gürlükleri, hep kurtuluş sebeplerini
gökten dilenen tevekkül zilleti ki.. sahtadir!
Ey köpek havlamaları, ey konuşma şerefiyle yükselmiş
olan insanda şu nankörlüğe lânet yağdıran feryât!
Ey faydasız ağlayışlar, ey zehirli gülüşler;
ey eksinlik ve kaderin açık ifadesi, nefretli bakışlar!
Ey ancak masalların tanıdığı bir hâtıra: Nâmus;
ey adamı ikbâl kıblesine götüren yol: Ayak öpme yolu.
Ey silahlı korku ki, öksüz ve dulların ağzındaki
her tâlih şikayeti yapageldiğin yıkımlardan ötürüdür!
Ey bir adamı korumak ve hürriyete kavuşturmak için
yalnız teneffüs hakkı veren kanun masalı!
Ey tutulmıyan vaitler, ey sonsuz muhakkak yalan,
ey mahkemelerden biteviye kovulan “hak”!
Ey en şiddetlikuşkularla duygusu kö¨rleşerek
vicdanlara uzatılan gizli kulaklar;
ey işitilmek korkusuyle kilitlenmiş ağızlar.
Ey nefret edilen, hakîr görülen millî gayret!
Ey kılıç ve kalem, ey iki siyasî mahkûm;
ey fazilet ve nezâketin payı, ey çoktan unutulan bu çehre!
Ey korku ağırlığından iki büklüm gemeye alışmış
zengin – fakir herkes, meşhur koca bir millet!
Ey eğilmiş esir baş, ki ak-pak, fakat iğrenç;
ey tâze kadın, ey onu tâkîbe koşan genç!
Ey hicran üzgünü ana, ey küskün karı-koca;
ey kimsesiz; âvâre çocuklar... Hele sizler,
hele sizler...

Örtün, evet, ey felâket sahnesi... Örtün artık ey şehir;
Örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahpesi!

Tevfik Fikret –18 Şubat,1317-

.



Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

11/5/2008 · Kategori: siirler

İkona Kılıcı / Zeynep Arkan

Bastıkça kayıyor sağlam değil zemin

Kırık dökük, tuzla buz, yerle yeksan

Adımına dikkat et yerleri ıslatan

Su değil kan, su değil kan

 

Kim bir kıymık ararsa bulacak içimizde

İyilikten bir parça, kötülükten bir zerre

Bulacak

Aradığını aramaktan vazgeçen de

 

Bakanlar görecek kaç takkeden kel görünür

-Hangi bağın üzümleri şarap olmaz bilinir-

Aramızdan çıksa da bir dilin kırılmış beli

Olmayacak bir yalanın hakiki tesellisi

Bir bombanın karşılığı gelmeyecek

Bir dayağın, bir küfürün

Biz gittiğimizde bitmiş olur her düğün

 

Böğre gelmiş kaç yumruk geri dönmüş ki

Biz dönelim boşluğun yankısına

Kaç cümleyi yuttuysak tok karnına

Ne kadar yürüdüysek tökezlemiş ayakla

Değişmedi ne ahenk, ne niyetler, ne devran

Kulbu kopan, gözü dönen, geri viteste giden

Bozuk saat, akan musluk, nasırlı topuk

Kanlı biftek, soslu ördek, çiğ tavuk

Kim neye razı ise, tabağına o gelir 

 

Hatırlayın, eskimiş numaranın can daraltan tadını:

Bir taklada Taklamakan baklavası

İki dakkada bakkalın baldızının adını

Üç adımda dört adamı haklamanın püff noktası…

Ama neye yarar daha fazla kadının

Rüyalarına giremeyen dehanız

Tek nefeste bitiş düdüğünü çalamayan ölüler

Neye yarar bunca söylev, bunca kriz, bunca bun

Bir gram izzet, bin gram nefis

Çok ucuza gidiyor Seyşeller’in kirazı.

 

                Dergâh Dergisi / Nisan-2008

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

9/3/2008 · Kategori: siirler

Bahara Prelude: JAZZ' dan Bir Demet

bahar geliyor, ilerliyor yeminler
alnımı kapıp getirmeliyim
denizi karşılamaya
kırlangıcın kanadındaki kezzap
leylakta sıkışan buhar için
nabzımı bulmalıyım nerede bulacaksam
nabzımı çünkü ben kasadan fiş alarak
yağmuru, selvileri zor durumda bıraktım
benim yongalarımdan yapıldı bu çelenkler
ben papatyaları şımartmadım diye oldu
mata hari'ler casus, al capone'lar gangster
inmem gerek gözbebeklerimin altına
beynimin ortasına büzülmeliyim
genşeyip kımıldayabilirim oradan sonra

...

                İsmet Özel

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

9/12/2007 · Kategori: siirler

Bayan Lazarus'a Nazire / Zeynep Arkan

    

                                                  ...

                                                      out of the ash

                                                      I rise with my red hair

                                                      and I eat men like air.

                                                                      Sylvia Plath

geçen temmuz ölüyordum sonra ölmedim

temmuz en uygunuydu uyuyup uyanmamanın

ölüm aydınlık bir şeydi karanlıkta ama ölmedim

uzun ve dardı sırt üstü metal olsa soğuk derdim

önümü arkamı görmeden sobeledim

ölümü biraz da böyle sevdim

 

on saniyede bir tik tak

sonra  Tıııırrrrrr        Tak! Tak!

beyni tarayıp geçen

öğretilmiş bilgileri bitiren bir temmuzdu

- bitti -

 

doktor dediklerini çağırdım

Doktor Lecter* dedim hey doktor!

gel dedim sana Lecter! bak, ölmedim

belki evi özlemiştim

belki tutunmayı beceriyle yaşamaya

- yaşamak beceri işi diye söylemedim –

 

duvar duvar üstüneydi kirişler verevine

koca mevsim hiç çiçek görmemiştim

çiçek benim neyimeydi, öldürmezdi beni yoksunluk

hayret etmeyi unuttum, gecenin günden farkını ve rakamları

bir basküle kuş olup konmayı bildim

her gece uykumu bölüp geleceği yeniledim

her sabah buna inanmayı

 

bazı numaralar kodlanmıştı ama çok kollamadan

hepsini yuttum doktor, yutkundum

ben böyle bildim kasdınızı

ezberden sayarım üstünüzü ve astınızı

hep hatırladım onca dalgındım oysa

otobüse bindirip el sallamaları

kafa sallamaları her tanışmaya

karşılıklı konuşunca buharlaşan havayı

önüme ölümü rakip

dirimi kavi kılmaları

hepsine tamam peki, bir dakika daha verin bana

her şeyi değil belki ama

eksik doğrularınızı tamamlarım

doğuyu tanımlarım

batı eksenli sarmalanmış çöpleri kapılarda

 

derledim - topladım tam köprülere başlamışken

bir Deli Dumrul, deli deli tam dumrul

geçişsiz ve isteşli her fiilde deli

geçişli ve isteksiz her köprüde Dumrul

bir ev neydi, neredeydi, tam önünde durdum

kendini vuran bir hedef tahtası tam onikiden 

 

ne ilacı seven ne bir dişe gelen

küllerin içinden bir kızıllığa ölüm dersen Lecter

sırasını savmıştır

 

                                        * Dr. Hannibal Lecter

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

« Önceki ::